Charles Pasi Şarkıcı, şarkı yazarı, armonikacı

Diğer Sanatçılar

İtalyan bir baba ile Fransız bir annenin çocuğu. Şarkılarını İngilizce yazıyor. ‘Neden ?’ sorusuyla sıkça karşılaşıyor haliyle, cevabı basit: ˝Çünkü bana müziği sevdiren lisan bu, küçükken Percy Sledge ve BB King dinlerdim, şarkı yazmaya başladığım zaman sözler otomatik olarak İngilizce çıktı. Ayrıca şarkı söylerken günlük lisanımdan uzak olmayı da seviyorumˮ.

Charles Pasi, 2015 yılında Blue Note ile üç albümlük bir sözleşme imzaladı ve bugün Don Was`ın yönettiği efsane plak şirketinin imzaladığı ilk Fransız şarkıcı oldu. Şirket daha önce sadece Claude Nougaro’nun bir albümünü yayınlamıştı ama o da öldükten sonra.

34 yaşındaki bu genç adam gürültü patırtıdan uzak, arkasında büyük medya kampanyaları olmadan 17 yıldır  kalbinin seçtiği yolu izliyor. Ona eşlik edenlerse bir armonika, bir kalem, dolup taşan bir kalp ve bu hayatta varolma sebebinin bu olduğu hissi.

Charles Pasi, Paris’te büyüdü. Yazlarını müzikal kimliğinin oluşmasında önemli yer tutan Miles Davis, Otis Redding, Ray Charles, Bob Dylan ve daha birçoğunun müzikleri eşliğinde Amerika’da geçirdi.

17 yaşındaydı, okulda ortalama bir öğrenciydi ve ailesi ondan ümidi kesmek üzereydi. Bir gün okuldan eve dönüyordu, otobüsü trafiğin ortasında kalınca aşağı indi ve kendisini Montparnasse’daki bir müzik enstrümanları dükkanının önünde buldu. Kafasında dönüp duran şarkı Bob Dylan’ın Mr. Tambourine Man’iydi. Dükkana girdi, Dylan’ın armonikasını sordu ve bütün harçlığını orada bırakıp çıktı.

Armonika kursuna yazıldı. Yazılmakla kalmadı, sınıf birincisi oldu. O da yetmedi, konservatuara girdi. Peşine takılmış gittiği bu marjinal ve anti-akademik enstrüman ona garip bir özgüven ile müzikte istediği özgürlüğü vermişti. Gerçekten de çok derinlerden gelen, kendine has bir çalışı vardı. Bu çalışa, enstrümanına uygun bir sesle söylediği şarkılar da eşlik ediyordu. Performanslarıyla parlamaya, adından söz ettirmeye başlamıştı bile. Dünyadaki blues festivallerine davet ediliyor, ödüller kazanıyordu. İlk albümü ‘Mainly Blue’, Memphis’teki International Blues Challenge’da dünyanın en iyi blues albümleri sıralamasında beşinci olduğunda daha 22 yaşındaydı. Dünyanın dört bir yanında çalmaya başlamıştı.

2011 yılında çıkarttığı ‘Uncaged’, sırtını blues’a dayamış ilk albümünden farklı olarak, müzikal zincirlerini kırdığı, armonikanın kendisine verdiği özgürlüğü sonuna kadar kullandığı ve etkilenmiş olduğu tüm tarzları müziğine yansıtmaktan çekinmediği, sınıflandırılamaz bir albüm. Better with Butter ve Farewell My Love adlı parçalarda free cazın efsane isimlerinden Amerikalı saksofoncu Archie Shepp yer alıyor.

Charles Pasi albümdeki bir parça için ondan başkasını düşünemiyordu. Aynı zamanda eşi olan menajeriyle  konuştuğunda kibarca geri çevrilmişti ama birkaç gün sonra geri arandı. Archie Shepp o parçada çalmak istiyordu, hatta bir parçada daha çalmak istiyordu. Belli ki genç adamın büyüsüne o da kapılmıştı.

2013’te ilk kez bir prodüktörle çalıştığı üçücü albümü ‘Sometimes Awake’ çıktı. Kendisinin şahsi davetiyle Neil Young’ın Fransa turnesinin açılış konserlerini çaldı.

Charles Pasi dünyayı dolaşmaya ve müziğiyle temas ettiği herkesi içine alan büyüsünü paylaşmaya devam etti. Armonikadaki virtuozitesi, hayatın içinden şarkı sözlerindeki samimiyet, derinlere dokunan vokali paylaştıkça olgunlaştı, olgunlaştıkça büyüdü ; hayranlık uyandırıcı bu genç yetenek, bir modern zaman ozanına dönüştü.
 
2017 sonunda ise, bu dönüşümü gözden kaçırmayan Blue Note’la yaptığı sözleşmenin ilk albümü, kendi  dördüncü albümü ‘Bricks’ yayınlandı.

Soul, caz, funk, blues, rock… Charles Pasi’nin müziğinde bütün bu müzikal etkiler var ama o formlarla oynamayı ve sürprizi seviyor. Müziğinin kendine haslığı da buradan geliyor. Bildik malzemeleri kullanıyor ama kendi mutfağından geçirerek ortaya koyduğu füzyon, gurme bir şefin imzasını taşıyor. Çoğu zaman eğlenceli, ritmik, hayatı ti’ye alan şarkılar. Sözler bazen karanlık ama melodiler bir o kadar renkli. Müziğinde bir nevi sihir var, dinleyeni baştan çıkaran.

Charles Pasi’nin şarkılarındaki büyülü atmosferin kaynağında, yaşamadığı bir döneme duyduğu özlem var. Bir müzisyen olarak da, bir insan olarak da kendi kuşağının adamı değil. Bu nostaljiyi müziğinde de şarkı sözlerinde hissedebiliyorsunuz, bu şarkıların ardında hiç şüphesiz yaşından büyük bir adam var.

Dinleyin, ne demek istediğimizi anlayacaksınız.